Kimse gelmeyince ertesi hafta
Boş kalan bir buluşmanın ertesi haftasında saati, yeri ve duyuruyu nasıl küçülttüğümüzü anlatır.
Saat geldi, oda boştu. İki kişi bekledik, üçüncüsü de bizdik. Çay demlenmişti, soğudu. Soğuyan çay, o günün bütün raporu gibi durdu. Durmasın diye ertesi haftayı aynı büyüklükte ilan etmedik. Küçülttük. Küçülen ilan, kapıyı yeniden açtı. Açan şey, daha çok bağırış değil, daha az iddiaydı.
O gün ne yaptık
Boş odayı şenlik sanıp fotoğraf çekmedik. Çekmek, alay gibi dururdu. Durmasın diye sandalyeleri yerine koyduk, çayı döktük, ışığı kapattık. Kapatmak, yenilgi töreni değildi. Evi sahibine temiz bırakmaktı.
Grupta uzun açıklama yazmadık. Kimse gelmedi, neden gelmediniz. Bu cümle, bir sonraki haftayı da boşaltırdı. Yazmadığımız için kapı kırılmadı. Kırılmayan kapıya ertesi gün tek satır düştü. Aynı yer, daha erken saat, daha kısa iş.
Afiş dersi o hafta işe yaradı. Üç satır. Gün, saat, tek iş. Tek iş, çay sohbetiydi. Sohbet, tamir vaadi kadar büyük görünmüyordu. Görünmemesi iyi oldu.
Ertesi hafta
Dört kişi geldi. Dört, on değildir. Değildir diye utanç da duymadık. Dört kişi, bir karar çıkardı. Çıkan karar, boş haftanın telafisiydi. Telafi, kalabalık değildi. Bir cümleydi.
Saati öne aldık. Geç saat, yemek ve çocuk uykusuna çarpıyordu. Çarpınca kimse çıkamamıştı. Çıkamayan komşuyu tembel saymak kolay ve yanlıştı. Yanlışı saat düzeltti.
Yeri de değiştirdik. Üst kat, inmesi zor bir merdivendi. Merdiven, o boş akşamın görünmeyen sebebiydi. Sebebi görünce alt kata indik. İnen yer, mekan ararken boş geçidi de korudu.
Ne büyütmedik
İkinci boş hafta olsaydı ara verecektik. Vereceğimizi baştan söyledik. Söylemek, tehdit değildi. Sınırdı. Sınır, her hafta zorla oda açmayı kesti.
Gelen dört kişiyi alkışlamadık. Alkış, gelmeyeni daha da dışarıda bırakırdı. Bırakmayan selam, bir çay ve bir cümleydi. Cümle yetti.
Boş akşamı kişisel aldık, bir süre. Sonra bıraktık. Bırakınca işin kendisine baktık. Saat, yer, işin büyüklüğü. Üçü de fazlaydı. Fazla olanı kestik. Kesen el, kimseyi suçlamadı.
O boş oda, grubun sonu olmadı. Sonu olacak sandık, sandığımız için üzüldük. Üzüntü, bir hafta sürdü. Süren üzüntüyü ertesi ilana taşımadık. Taşımayan ilan, sade durdu. Duran sadelik, dört kişiyi içeri aldı. Dört kişi, o gün için tam sayıdır. Tam sayıyı on kişiye tamamlamaya çalışmayın. Çalışırsanız yine boş sandalye utancı doğar. Doğan utanç, gelen kişiyi de küçültür. Küçültmeyin. Gelen varsa oturun, yoksa evi toplayıp çıkın. Çıkış, dürüst bir kapanıştır. Kapanışın ertesi günü tek satır yazın. Yazılan satır, daha kısa bir saat ve daha küçük bir iş taşısın. Taşıyan satır, kapıyı zorlamaz. Zorlamayan kapı, bir sonraki hafta açılabilir. Açılmazsa bir kez daha küçültün ya da ara verin. Ara, dağılmak değildir. Dağılan, her boş akşamı yenilgi diye ilan etmektir. İlan etmeyin. Etmeden toplayın, yazın, bekleyin. Beklemek de bir iştir. İşi bağırarak büyütmeyin. Büyütmeden önce bir de sorun. Saat mi uzundu, yer mi zordu, iş mi büyüktü. Üçünden biri cevap verir. Cevap vermezse o hafta ara da olur. Olan ara, ertesi ayın kapısını kapatmaz. Kapatmayan ara, boş odayı kişisel yenilgi olmaktan çıkarır. Çıkarın. Çıkarılan yük, gelen dört kişiyi de rahatlatır. Rahatlayan kişi, bir sonrakinde komşusunu da çağırır. Çağrı, utanç cümlesi taşımasın. Taşımayan çağrı, kısa ve sakindir. Sakin satır, boş akşamdan daha çok iş görür. Görsün diye hiç bağırmayın.
Sık sorulan sorular
Hemen aynı gün tekrar çağırdık mı? Hayır. Aynı gün ikinci çağrı, ısrar gibi durur. Ertesi hafta, daha kısa bir satır yeter.
Gelen az kişiyle iş yapılır mı? Yapılır, iş küçükse. Büyük vaadi o güne sıkıştırmayın. Sıkışan vaat, yine boş oda üretir.
Üç kez boş kalırsa? Ara verin. Ara, kapıyı kilitlemez. Bir süre sonra daha sade bir saatle yeniden deneyin.