İlk duyuru afişinden kalan ders
İlk mahalle afişi kalabalık yazılınca saatin kaybolduğunu ve bir sonraki kâğıtta neyi büyüttüğümüzü anlatır.
İlk afişimiz güzel görünüyordu. Kenarında çizgi, ortasında uzun cümle, köşesinde üç ayrı iş. Kapıya asınca kimse saati sormadan geçti. Geçen kişi, sonra gruba yazdı. Saat kaçta. Afiş orada duruyordu. Durduğu halde okunmamıştı. O gün anladık. Güzel kâğıt, duyuru değildir. Okunan kâğıt duyurudur.
Ne kayboldu
Saat, adresin içinde kayboldu. Cümle uzundu. Uzun cümle, gözü yordu. Yoran göz, en gerekli kelimeyi atladı. Atlanan kelime, tam da buluşmanın kendisiydi. Biz süslemiştik, komşu ise kapıya yetişmeye çalışıyordu.
İkinci hata, üç işi birden yazmaktı. Süpürme, çay ve bir de tamir. Gelen kişi hangisine geldiğini bilemedi. Bilemeyen kişi, ya hiç gelmedi ya da yanlış iş için geldi. Yanlış gelen, on dakika durup çıktı. Çıkışı ayıplamadık. Afiş karışıktı.
Dört hata yazısında bunları sonra daha sade anlattık. Bu not, o sadelikten önceki akşamdır. Akşam, kâğıdı yeniden yazdığımız akşamdı.
Nasıl kısalttık
İkinci kâğıtta üç satır kaldı. Gün, saat, yer. İşin adı tek kelime. Çizgiyi sildik. Renkli kalemi de. Tek kalem, büyük harf. Büyük harf, merdivenin altından da seçildi.
İsimleri afişe yazmadık. Yazınca kâğıt, duyuru değil kadro ilanı oldu. Kadro, gelmeyeni utandırdı. Utanan, bir sonraki hafta hiç bakmadı. Bakmayan göz için afiş yok demektir.
Kâğıdı göz hizasına aldık. Diz hizasındaki ilan, yalnızca çocuklara duyuru yapıyordu. Çocuklar da saati değil, resmi görüyordu. Resmi kaldırınca yazı kaldı. Kalan yazı yetti.
Kim ne dedi
Bir komşu, öncekinin daha şenlikli olduğunu söyledi. Haklıydı, şenlikliydi. Ama saati o da gruba sormuştu. Sorduğunu hatırlatınca güldü. Gülüş, tartışmayı kesti. Kestiği yerde yeni kural durdu. Önce saat, sonra süs. Süs kalmazsa da olur.
Başka bir komşu, telefon duyurusunun yettiğini söyledi. Yetmiyordu. Telefona bakmayan kapı, afişe bakıyordu. Pano ile telefon ikisi birden, aynı üç satırla durunca kapı doldu. Doldu derken kalabalık bir şenlik değil, beklediğimiz birkaç kişi.
Bir de yağmur. İlk afiş ıslandı, mürekkep aktı. Akan saati kimse okuyamadı. İkinci kâğıdı şeffaf bir dosyaya koyduk. Dosya, süs değil, koruma oldu. Koruma, o hafta işe yaradı.
Sonraki kâğıt
Artık afişi bir kişi yazar. Yazan, üç satırdan fazlasını ekleyemez. Ekleyecekse gruba sorar. Sormadan eklenen cümle, yine saati yutar. Yutmasın diye kural kısa duruyor.
Eski afişi duvarda bırakmıyoruz. Bırakınca iki saat yan yana duruyor ve biri yanlış. Yanlış saat, yeni gelen kişiyi boş kapıda bekletiyor. Bekletmemek için eski kâğıt zarfa giriyor.
O ilk akşam boşa gitmedi. Boşa giden, okunmayan süstü. Kalan, bir cümlelik dersti. Kâğıt bağırmaz, söyler. Söyleyen kâğıt, merdivende de iş görür. Görmeyen kâğıdı bir daha asmam. Asmam dediğim, süsü azaltmaktır. Azalan süs, saati büyütür. Büyüyen saat, kapıyı doldurur. Doldurmayan afiş, ne kadar renkli olursa olsun duvarda yalnız kalır. Yalnız kalan kâğıdı indirin. İndirip üç satır yazın. Üç satır, o ilk akşamdan kalan bütün derstir. Dersi uzatmayın. Uzatırsanız yine süs başlar. Başlayan süs, saati bir kez daha yutar. Yutmasın. Bir de yer. Afişi kapı koluna asmayın. Asılan kâğıt, elle birlikte içeri girer ve kaybolur. Kaybolan saat, yine gruba sorulur. Sorulmasın diye duvara, göz hizasına, tek bir noktaya koyun. Koyduğunuz noktayı ertesi gün de aynı bırakın. Değişen yer, değişen saat kadar şaşırtır. Sabit kalsın.
Sık sorulan sorular
Afiş hiç asılmasa olur mu? Telefonu olan grupta kısmen olur. Kapıya hiç bakmayan yoksa asın. İkisi aynı metin olsun.
Kim yazarsa yazsın mı? Hayır. O hafta bir kişi yazsın. Herkes bir satır eklerse afiş yine şişer. Şişen kâğıt, ilk günkü hataya döner.
Islak afiş silinir mi? Silin ya da dosyaya koyun. Okunmayan mürekkep, yanlış saate yol açar. Yol açmadan değiştirin.