On kişilik masanın düzeni
Yaklaşık on kişilik bir mahalle masasında oturma, geçit ve bardağı nasıl sade tuttuğumuzu anlatır.
On kişi derken tam sayı tutmadı. Kimi akşam sekiz, kimi on iki olduk. Yine de masa, on kişilik sandığımız bir düzendi. İlk denemede herkesi tek sıraya dizdik. Sıra, duvarla masa arasında daraldı. Daralan yerde çay döküldü. Dökülen çay, düzenin kendisini anlattı. Anlattığı şey basitti. Geçit, sandalyeden önce gelir.
Ne sığmadı
Büyük masa, odayı ikiye böldü. Bölünen odada kapı açılmadı. Açılmayan kapı, geç kalanı koridorda bıraktı. Bırakılan kişi, içeri girmek için herkesi ayağa kaldırdı. Kaldırış, sohbeti kesti.
İkinci denemede masayı küçülttük. Küçük masa, herkesi aynı hizaya sokmadı. İki kısa kenar boş kaldı. Boş kenar, geçit oldu. Geçit olunca dökülen çay da azaldı. Azalan dökülme, örtüyü de kurtardı.
Sessiz katılanın yeri o akşam köşedeydi. Ortaya aldığımızda konuşmak zorunda kaldı. Zorunda kalan, erken çıktı. Erken çıkışı bir daha köşeye bırakarak telafi ettik. Telafi, ortaya çekmemekti.
Bardak ve yer
On bardak, masanın ortasında kule oldu. Kule devrildi. Devrilen kule, herkesin dizini ıslattı. Sonra bardakları kenara, kişi başına bir tane koyduk. Ortada yalnızca sürahi durdu. Duran sürahi, yetti.
Sandalye sayısı, beklenen kişiden bir fazla olsun dedik. Fazla sandalye, geç gelene yer bıraktı. Bırakmayan düzen, ayakta kalanı utandırdı. Utanç, o akşamın en sessiz şikâyetiydi.
Çocuklar masanın kısa kenarında, yerde minder istedi. Minder kaydı. Kaymasın diye minder yerine alçak bir sıra koyduk. Sıra, kapının önünde değildi. Değilse oyun da geçidi kesmedi.
Işık ve ses
Tek lamba masanın üstündeydi. Üstte olunca yüzler gölgelendi ve kimse kimseyi tam görmedi. Lambayı yana alınca masa aydınlandı, göz de rahatladı. Rahatlayan göz, notu da okudu.
Ses, açık camdan avluya çıktı. Çıkan ses, alt kattan bir bakış getirdi. Bakış yeterdi. Camı kapadık, süreyi kısalttık. Kısaltmak, beş dakikalık kapanış ile aynı akşama denk geldi. Denk gelince dağılma da kolaylaştı.
Müzik açmadık. Açsaydık konuşma bağırışa dönerdi. Dönmedi. Dönmeyen oda, on kişiyle de fısıltıyı taşıdı. Taşıyan oda, bir sonraki hafta da aynı evde kaldı.
Ertesi düzen
Artık önce geçidi boşaltıyoruz, sonra sandalye koyuyoruz. Tersini bir daha denemedik. Denememek, inat değil, dökülen çayın hatırasıdır. Hatıra, örtüdeki iz kadar somuttu.
Kişi sayısı artarsa ikinci kısa masa kuruyoruz, bir uzun masa değil. Uzun masa, yine kapıyı kesiyor. Kesen masa, sohbeti de kesiyor. Kesmesin diye on kişiyi aşınca bölüyoruz. Bölmek, grubu ayırmak değildir. Odayı nefes alır halde tutmaktır.
O akşam tam on muyduk, değil miydik, önemi kalmadı. Önemli olan, kapının açılması ve bir bardağın devrilmemesiydi. Devrilmeyen bardak, düzenin bütün sınavıdır. Sınavı büyütmeyin. Büyütülen şema, kâğıtta güzel durur, odada sıkışır. Sıkışan oda, bir sonraki çağrıyı da daraltır. Daraltmayın. Önce boşluk, sonra iskemle, sonra bardak. Bu sıra, o akşamdan kaldı. Kalan sıra, hâlâ işe yarıyor. Yaramazsa sandalyeyi azaltın, masayı değil insanı koruyun. Korunan insan, bir fazla sandalye görünce rahatlar. Rahatlayan kişi, erken çıkmaz. Çıkmayan akşam, on kişi de olsa on iki de olsa aynı düzende durur. Durmayan düzeni bir daha çizmeyin. Çizilen fazla çizgi, yine geçidi kapatır. Kapatmayın. Bir kişi ayakta tepsiyle dönebiliyorsa düzen tamamdır. Dönemiyorsa sandalyeyi çekin. Çekilen sandalye, o akşamın en doğru çizgisidir. Doğru çizgi, kâğıtta değil, odanın yerinde belli olur. Oraya bir kez bakın. Yeter.
Sık sorulan sorular
Yuvarlak masa şart mı? Değil. Elinizdeki masa yeter. Yeter ki kapı açılsın ve bir kişi tepsiyle dönebilsin.
Ayakta duran olursa? Bir sandalye boş kalsın. Zorla oturtmayın. Ayakta durmak da o akşamın düzenine dahildir.
On kişiden fazla gelirse? İkinci kısa grup ya da kısa kenara ek sandalye. Kapıyı kapatarak sıkıştırmayın. Sıkışan oda, çayı da sözü de döker.